Giriş yap все шаблоны для dle на сайте newtemplates.ru скачать
 
  • 00:28 – HOPA'DA FABRİKA KURULDU "halk üretiyor, halk işliyor, halk kazanıyor’." 
  • 17:07 – YÖREMİZE ÖZGÜ (Lazca) ARMUT FİDANI ÇEŞİTLERİ DİKİLDİ 
  • 19:23 – BATUM'DA POLİS İLE ÇATIŞTILAR 33 YARALI VAR 
  • 19:14 – 2017 AYDER FESTİVALİ NE ZAMAN YAPILACAK? İŞTE DETAYLAR 
  • 13:23 – LAZCA ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ 
  • koltuk yikama


Laz Kimlik Mücadelesinin Kilometre Taşı İki Kitap: “Oxesapuşi Supara” ve “Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara”

Laz Kimlik Mücadelesinin Kilometre Taşı İki Kitap:

"Oxesapuşi Supara” ve "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara”

Ali İhsan AKSAMAZ
Şu anda masamın üzerinde, yakın zaman önce İstanbul’da yayınlanmış iki önemli eser duruyor. Her iki kitabı baştan birkaç defa okudum; notlar aldım. Her ikisinden de birçok açıdan faydalandım. Bilmediklerimi öğrendim. Bazı bilgi eksikliklerimi gidermeye çalıştım. Bildiklerimi geliştirdim. Yine bu kitaplar sayesinde Lazca’ma neredeyse elli civarında fiil, kelime, zarf veya sıfat kattım. Bu makalemi, kilometre taşı bu iki kitaba ayırdım. İlki,"Oxesapuşi Supara”. Daha açık bir ifadeyle belirtirsem, "Lazca Matematik Kitabı”. İkinci kitap ise, "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara”. Türkçesi ise şöyle: "Bizim Yazımız- Alfabe Kitabı”. Baştan belirtmeliyim; "Oxesapuşi Supara” önce "Lazika Yayın Kollektifi” tarafından ve hemen ardından denilebilecek bir zaman sonra da "Geoaktif Yayınları”ndan tıpkıbasım olarak yayınlandı. "Lazika Yayın Kollektifi”nden çıkan "Oxesapuşi Supara”yı tanıtan bir makaleyi kaleme almıştım. O makale çeşitli yerlerde yayınlandı. O tanıtımdan sonra, "Geoaktif Yayınları”ndan çıkan baskıyı tanıtma imkânım olamamıştı. Bu sebeple, o kitabı "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara” ile birlikte tanıtıyorum.

Tıpkıbasımları 2012 yılı sonunda İstanbul’da yapılan "Oxesapuşi Supara”nın da "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara”nın da ortak bir özellikleri, 1930’lu yıllarda Sokhumi’de yayınlanmış olmaları. Her iki kitapta da İskender Tzitaşi adını adını görüyoruz. "Oxesapuşi Supara,” iki cilt olarak 1933 yılında yayınlanmış. İlk cild, ilkokul birinci sınıf, ikinci cild ise, ikinci sınıflar için hazırlanmış. Kitapların yazarı Rus matematikçi ve pedagog Natalya Sergeevna Popova. Kitapları, anadilleri Rusça olan çocuklara okutulması için hazırlamış. Bu kitaplar; geliştirilmiş, uyarlanmış ve Lazcaya tercüme edilmiş. Bu uygulama, Sovyet Ülkesi’ndeki diğer anadiller için de muhtemelen geçerlidir. Bu çalışmaları İskender Tzitaşi yürütmüş. Aynı zamanda kitapların yayımcısı da İskender Tzitaşi. Kitapların sorumlu redaktörü ise, M. Aşiğişi. Lazca anadil okullarında okutulan (bilinen bütün) kitaplar, İskender Tzitaşi adıyla yayınlansa da bu eserlerinn kolektif çalışmalar olduğunu da inanıyorum.

Diğer kitap ise, 1932’de yayınlanmış olan "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara.” Bu kitabın tıpkıbasımı ise, İstanbul’da Laz Kültür Derneği tarafından yapılmış. Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara” adlı tıpkıbasım bu kitapta, İskender Tzitaşi’nin iki makalesi ve mektubuna da yer verilmiş. Kitapları yayıma hazırlayan İrfan Ç. Aleksiva’nın çok önemli bir çalışma yaptığına kuşku yok. Bu kitapların yayımını yapan "Laz Kültür Derneği” ve "Geoaktif Yayınları” da bu dayanışmalarıyla Türkiye’deki Laz kimlik mücadelesine çok önemli katkılar sunmuş oluyorlar.

Türkiye ve Gürcüstan’ın resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin unutturmaya çalıştığı, biri Osmanlı Ülkesi’nde diğeri Sovyet Ülkesi’ndeki iki önemli dönem böylelikle bir daha hafızalardan asla kazınamayacak bir şekilde belgelenmiş oluyor. Bu iki önemli dönemden ilki, Hopalı Faik Efendi liderliğindeki Osmanlı Laz aydınlarının verdikleri dil ve kimlik mücadelesidir. Diğer önemli dönem ise, İskender Tzitaşi önderliğindeki Sovyet Laz aydınlarının verdikleri dil ve kimlik mücadelesidir. Hopalı Faik Efendi ve arkadaşlarının

mücadelesine ilişkin (şimdilik) fazla belgeye sahip değiliz. Ancak İskender Tzitaşi ve arkadaşlarının verdikleri dil ve kimlik mücadelesine ilişkin bilgi ve belgeye bu iki kitap sayesinde büyük ölçüde ulaşmış oluyoruz. Hopalı Faik Efendi ve arkadaşlarıyla başlayan ve İskender Tzitaşi ve arkadaşları tarafından devam ettirilen dil ve kimlik mücadelesi, Laz aydınlarının mücadelelerinin en az yüzelli yıldan beri sürdüğünü göstermektedir. Osmanlı Laz aydınlarının ve ardından da Sovyet Laz aydınlarının dil ve kimlik mücadelesinin kesintiye uğraması ve bu aydınların siyasi otoriteler tarafından çeşitli şekillerde tasfiyesi ayrı bir makale konusudur.

İskender Tzitaşi, "Yazılı Laz Edebiyatı” açısından oldukça önemli bir isim. İskender Tzitaşi, aynı zamanda Laz dili ve kimlik mücadelesinde de önemli bir yere sahip. Aynı Hopalı Faik Efendi gibi. Nitekim İskender Tzitaşi, Sovyet Ansiklopedisi’ne yazdığı "Laz Dili” maddesinde de Hopalı Faik Efendi hakkında da bilgi vermektedir. 19. yüzyılın 70’li yılların güçlü ulusal özgürlükçü hareketler zamanında, onun Laz dili alfabe ve gramatiğini oluşturduğuna dikkat çekmektedir.

Ne olmuştu da Hopalı Faik Efendi ve İskender Tzitaşi’nin önderlik ettiği hareketler ve kazanımları unutulmuştu?! Daha doğrusu unutturulmuştu! Burada Ankara ve önce Moskova sonra Tiflis kaynaklı resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerini ve yakıcı etkilerini göz ardı etmemek gerekiyor. Hem Hem Hopalı Faik Efendi hareketi hem de İskender Tzitaşi hareketinin horon oynamak ve karalahana yemek için bir araya toplanmış kişilerden oluşmadığı açık. Gastronomik, Nostaljik ve sırf akademik hareketler olmadıklarına kuşku yok. Hopalı Faik Efendi hareketi de, İskender Tzitaşi hareketi de Laz dil ve kimlik mücadelesi vermek amacıyla oluşmuş hareketlerdir. Bu hareketleri, kimsenin ne yok saymaya ne de içini boşaltıp "romantikleştirmeye” hakkı vardır. Her iki hareket de Laz dili ve kimliğini günümüze taşımayı amaçlamıştır. Tasfiye edilmeleri de bu hareketlerin ciddiyetini göstermektedir.

Resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri büyük ölçüde başarılı olmuş, ancak Laz kimliği bugüne kadar bir şekilde ulaşmıştır. Bu kimlik yarınlara taşınabilecekse, bu ancak Hopalı Faik Efendi ve İskender Tzitaşi’nin mücadele ettikleri şekildeki bir anlayış ve kavrayışla mümkün olabilecektir.

İskender Tzitaşi, yalnızca Lazca gazete "Mçita Murutskhi”yi yayınlayan, Lazca Anadil Okulları Direktörlüğü yapan, bu okullarda okutulan Lazca ders kitaplarına katkı sunan yazar ve yayıncı değildir. Aynı zamanda, Abkhazya’da kurulmuş olan "Mçita Lazistan” ("Kızıl Lazistan”) adlı kolhozun da komünist partili bir önderidir. İskender Tzitaşi, yalnızca bir Laz halk önderi değil, aynı zamanda Kompartiya’nın yerel önderlerindendir; Nestor Lakoba’nın yoldaşıdır.

Gerek "Oxesapuşi Supara” ve gerekse de "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara” 1930’lu yıllarda Abkhazya’da yayınlanmıştır. Ancak Türkiye’ye gelip de yayınlanmaları, daha doğrusu gün ışığına çıkartılmaları ancak 2012 yılında olmuştur. Neden?! Bu sorunun cevabı günümüz Abkhazya, Türkiye ve Gürcüstan’daki kimi Laz aydınlarının durumlarıyla ilişkilidir. Bu iki kitabın önsöz veya açıklama bölümleri ve arka kapak yazılarından anlıyoruz ki, bu kitapların bulunma ve yayınlanmasında aşamasında birçok kişinin fikir ve katkıları olmuş. Bu çorbada tuzları olanları buradan selâmlayalım. Onların da adlarını anmak gerekiyor: Tsate

Batsaşi, Givi Karçava, Wolfgang Feurstein, Hasan Uzunhasanoğlu, René Lacroix, Ergün Konakçı, Nurten Kurnaz, Mehmedali Barış Beşli, Kaderina, Kasyukovi, M. Aşiğişi ve diğer adlı veya adsız kahramanlar.

İskender Tzitaşi’nin adını taşıyan ve Sovyetler Birliği’de, Abkhazya ve Acaristan’daki Lazca anadil okullarında okutulan ("Alfabe”) "Alboni” yi 1994 yılında İstanbul’da kendi maddî ve manevî imkânlarımla yayınlatmıştım. İskender Tzitaşi hakkında bir de makale yazmıştım: "Yazılı Laz Edebiyatının Öncüsü İskender Tzitaşi Kimdi? Neden Öldürüldü?” ("Yeni Kafkasya Gazetesi, Sayı 36 (1), 9 Ağustos 2001). Hem Türkiye hem de Gürcüstan’daki Laz kimliği, Lazca, Lazca eğitim- öğretim konularında resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerine karşı bir duruş sergilemek ve Laz kimlik mücadelesinin geçmişi ve tutarlılığı hakkında bir farkındalık oluşturmayı amaçlamıştım. O yıllardaki bilgi birikimim ve imkânlarımla tek başıma ancak bu kadarını yapabildim. Bu konuda başarılı oldum mu, bilemem. Zaten konu da bu değil. O zaman diliminde konunun bilincinde olan birisinin bunları mutlaka yapması gerekiyordu. Gel gör ki, içerden ve dışardan, bir çok alanda engelleme, kuşatma ve saldırıya maruz kaldım. Bunu ben çok iyi biliyorum. Ne var ki, günümüzde artık, resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri yenilgiye uğramaya başlamıştır. Onlara uşaklık edenlere artık ihtiyaç yok; inandırıcı olamıyorlar. Artık beyinler daha sağlıklı ve vicdanlı düşünebilmektedir.

"Ogni Dergisi”ni Kasım 1993’de İstanbul’da kolektif bir çabayla yayımladığımız günlerde, Hopalı Faik Efendi ve İskender Tzitaşi’nin adlarını ve Laz dili ve kimliğine ilişkin mücadelelerini duymuştum; okumuştum. Ne var ki, o tarihte yeterli bilgilere ulaşamamıştım. Ancak Laz dil ve kimlik mücadelesinin "Ogni Dergisi”yle başlamadığını ve onunla da bitmeyeceğini çok iyi biliyordum.

Hem "Oxesapuşi Supara” hem de "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara”nın Türkiye’de yeniden ve tıpkıbasım olarak yeni katkılar sunularak yayınlanması oldukça önemlidir. Buna birkaç kez vurgu yapmadan geçemeyeceğim. Bu kitapların yayınlanmasıyla şu mesaj bir kez daha veriliyor: Lazca bir dildir. Lazca ile eğitim ve öğretim yapılabilir. Bu seksen yıl önce yapıldı. Bugün de yapılabilir, yapılmalıdır. İkinci önemli mesaj ise şudur: Hiçbir resmî ideoloji ve resmî tarih tezi artık Lazları, kimliklerini ve Lazcayı yok sayamaz. Laz aydınları kendi dil ve kimliklerine sahip çıktıkça, bu mücadeleyi geliştirdikçe, kendi kimlik tarih ve mücadele tarihlerine ilişkin kuşkusuz daha nice ciddî kaynağa ulaşacaklardır, insanlık ailesinin namuslu fertlerinden de destek göreceklerdi.

2004’te TRT, Lazca yayın yapmaya ve 2012’de de MEB, Lazca seçmeli ders okutmaya acaba neden parmak kıpırdatmadı?! Yine 2012’de Rize RTE Üniversitesi acaba Lazcayı neden görmezlikten geldi?! Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Lazların kökenine ilişkin ahkâm kesme cesaretini nereden buldu?! Bütün bunlar olurken Laz aydınları neredeydi?! Kendi diline, tarihine, kimliğine sahip çıkıp bunun mücadelesini kolektif bir duruşla vermeyenleri kimse ciddiye almaz. Öyle de oldu! Eğer Laz aydınları, birlikte yaşadığımız şu geçen yirmi yılı birbirleriyle didişmek yerine, kolektif entelektüel birikimi geliştirmekle, kitaplıkları dolduracak nitelikli eserleri birlikte yayınlamakla uğraşsalardı, durum daha farklı olacaktı. Buna kuşku yok. Birlikte bir "Laz Enstitüsü” oluşturmak, ciddî

eserleri gün ışığına çıkartmak ve her alanda birlikte kimlik mücadelesi vermek için henüz zaman geçmiş değil.

"Oxesapuşi Supara” ve "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara”nın gün yüzüne çıkarılmasında ve yayınlanmasında İrfan Ç. Aleksiva’nın çabaları büyüktür. İrfan Ç. Aleksiva, bu her iki kitabı tıpkı basım olarak yayına hazırlamakla kalmamış, bir de her iki kitaba birer de Lazca-Türkçe "indeks/ sözlük” eklemiştir. Ayrıca İskender Tzitaşi’nin yazdığı ve "Sovyet Ansiklopedisi”nde Rusça olarak yayınlanmış "Laz Dili” ve "Laz Edebiyatı” ile ilgili makalelerinin de Türkçe’ye tercüme edilmesi ve "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara adlı kitapta Rusçaları ile beraber çıkmasını sağlamıştır. İrfan Ç. Aleksiva, aynı kitapta Josef Stalin’e, İskender Tzitaşi’nin partili bir yetkili olarak yazdığı mektubu Rusça aslı ve Türkçe tercümesiyle birlikte yayınlamıştır.

İrfan Ç. Aleksiva, "Oxesapuşi Supara” ve "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara” adlı tıpkıbasım çalışmalarıyla, Laz aydınlarının ürettikleri eserlerin çıtasını oldukça yükseltmiştir. Kendisinin Laz kimlik mücadelesinin bilinmeyen eski bilgi ve belgelerini gün ışığına çıkarılması ve Laz aydınlarının entelektüel birikimlerinin arttmasını noktasında büyük katkılar sağlayabileceğini düşünüyorum.

Lazca, Sovyetler Birliği’ndeki tanımlamayla "Genç Yazılı Diller” kategorisindedir. Bu kategorideki dillerin (bir kısmı) bu dönemde Latin Alfabesi’ne dayanan alfabelerle yazılmıştır. Lazca da bu diller arasındadır. (Bkz.: Ali İhsan Aksamaz, "Sovyetler Birliğinin Milliyetler Politikası ve Kafkasya,”Tarih ve Toplum Dergisi, Sayı 199, Temmuz 2000)

İrfan Ç. Aleksiva, çok önemli bir konuda vurgu yapıyor: "Lazca eğitim dili olarak kullanılmış, hatta bu konuda oldukça yetkin materyaller dahi oluşturmuş bir dildir.” İrfan Ç. Aleksiva, İskender Tzitaşi ile Hasan Helimişi arasında da bir karşılaştırma yapıyor. Hasan Helimişi’nin günümüzde Tiflis tarafından, kendi resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri doğrultusunda kullanılmaya kullanılmaya çalışıldığını belirtiyor.

Hatırlanacağı gibi, Batum’da bir sokağa Hasan Helimişi’nin adı bile verilmişti. Geçen yıl Tiflis’te Hasan Helimişi adına bir belgesel hazırlanmıştı. Yine geçen yıl, Batum’da Hasan Helimişi adına bir "müzik festivali” düzenlenmiş, Türkiye’den de kimi Laz sanatçılar davet edilmiş ve sanki bu sanatçılar Tiflis’in resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerinin savunucularıymış gibi gösterilmeye çalışılmıştı. Oysa gerçek hiç de öyle değildi. Aslında Hasan Helimişi de Tiflis’in kafasına uygun bir Laz aydını değildi. Gerçek şu ki, Hasan Helimişi de İskender Tzitaşi’nin yoldaşıydı. İskender Tzitaşi’nin birlikte çalıştığı Sovyet Laz aydınlarından yalnızca bir tanesiydi. Her ikisi de diğerleri gibi, Sovyetler Birliği’nde 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren uygunan büyük siyasî tasfiyenin kurbanlarıydı.

Tiflis; Gürcüstan’daki, Türkiye’deki ve Abkhazya’daki Laz kimliğini Gürcü kimliğine yamamak istiyor. Lazcanın dil olarak sayılmasını engellemeye çalışıyor. Bütün manevraların sebebi bu. Tiflis, kendi resmî ideoloji ve resmî tarih tezlerine uygun olarak Türkiye’de de kafaları karıştırmak ve adam devşirmek için ölmüş insanları bile kullanmaktan çekinmiyor.

Tiflis, Lazlar ve Lazca konusunda ciddî ise, İskender Tzitaşi’nin mezarını bulsun ve bütün itibarlarını iade etsin. İskender Tzitaşi’yi Gonio’da yapılacak bir anıt mezarda büyük bir törenle tekrar toprağa versin. Adını taşıyan bütün kitapları yeniden yayınlasın. Adı, Batum’da bir caddeye verilsin. Adını taşıyan bir koro kurulsun. İskender Tzitaşi Enstitüsü tesis edilsin. Tedavüldeki posta pulu ve banknotlarda İskender Tzitaşi’nin fotoğrafına yer verilsin.

İskender Tzitaşi adı geçince adı hemen adla gelen bir kent var: Sokhumi. İskender Tzitaşi’nin adını taşıyan kitaplar bu kentte yayınlanmıştır. "Mç’ita Muru3xi” ("Kızıl Yıldız”) adlı Lazca gazete bu kentte yayınlanmıştır. Yine "Mç’ita Lazistan” adlı kolhoz, Abkhazya’da İskender Tzitaşi tarafından teşkil edilmişti.

Abkhazya Parlamentosu’nın 15 Ekim 1997 tarihinde yaptığı toplantıya değinmeden geçemeyeceğim. Bu tarihte Abhazyalı Lazların da durumları gündeme gelmişti. Lazların da haksız yere suçlandıkları belirtilmiş ve suçlandıkları konularda itibarlarının iade edilmesi istenmişti. Sonra ne oldu?! Bilmiyoruz. Bugün Sokhumi’deki siyasi otorite de Laz Halk Önderi İskender Tzitaşi hakkında girişimlerde bulunmalı. İskender Tzitaşi’nin adı Sokhumi’de bir caddeye verilmeli. İskender Tzitaşi adına bir Laz halk şarkıları korosu kurulmalı. Ayrıca İskender Tzitaşi adına bir heykel Sokhumi’de ana bir meydana dikilmeli. (Abkhazya Parlamentosu’nun açıklamalarını, Apsadgıl Derneği’nin yayın organı "Abazamyüa’nın 2 (3) no’lu sayısında okumuştum. Danışma Kurulu’nda bulunduğum "Kafkasya Yazıları”na, bu yazının yayınlanmasını teklif ettim; kabul edildi ve yayınlandı. Konunun ayrıntısını merak ederler, "Kafkasya Yazıları”nın 6. sayısına bakabilirler.)

"Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara” adlı kitabın "giriş” yazısını Almanca olarak Eylül 2012’de Wolfgang Feurstein yazmış. Bu yazıyı Nurten Kurnaz Almanca’dan Türkçe’ye tercüme etmiş. Eğer bu kitabı, Wolfgang Feurstein vermemiş olsaydı, bu kitabın tıpkı basımı İstanbul’da gerçekleşebilir miydi?! Kesinlikle hayır! Bu sebeple kendisine müteşekkirim. Ancak bu kitaba yazdığı "giriş” yazısına ilişkin eleştirilerim var. Bir başka makalemde bu eleştirilerimi kendisiyle paylaşacağım.

İrfan Ç. Aleksiva’nın, yayıma hazırladığı "Oxesapuşi Supara” ve "Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara” adlı eserler yalnızca Lazca bilenler ve Lazlar için değil, Türkiye’de anadili öğretimi- eğitimi konularına kafa yoran her aydının kitaplığında mutlaka bulunmalı. Zira İskender Tzitaşi, Lazca gibi anadillerin kent hayatında nasıl yaşayacağına ilişkin olarak bizlere seksen yıldan beri ışık saçmaya hâlâ devam ediyor.

İskender Tzitaşi’nin saçtığı bu ışığı ilk fark edenlerden biri de Laz yazar ve şair Munir Yılmaz Avcı’dır. Munir Yılmaz Avcı, İskender Tzitaşi’ye olan gönül bağı ve yakınlığını 18 Ağustos 1994 tarihinde yazdığı ve onun adını taşıyan şiirinde dile getiriyor. Bu uzun şiirinden iki kıta burada aktararak makalemi sonlandırıyorum:

"…

Guris memaparpalen emuş coxo vognaşi

Tis nosi mendamixteps iya gomaşinaşi

Emusteri mjora do tuta Maroşinaşi

Muç’oşi noskirines İskender 3’itaşi

Namiç’ares alboni nena çkiniş bandara

Guris daçxiri migzun va meskirun pangara

Dido mendra doskidu mundeşa mevamgara

Nosis vamoşamixteps İskender 3’itaşi

…”

Kitapları şu kanallardan edinebilirsiniz:

1) Oxesapuşi Supara, Geoaktif Yayınları; telefon: 0212 244 85 63; e-posta: bilgi@geoaktifyayinlari.com

2) Çkuni Ç’ara- Albonişi Supara, Laz Kültür Derneği; telefon: 0212 292 10 75; e-posta: iletisim@lazkulturdernegi.org

(08. 01. 2013)




Yorum Yaz
Sosyal Ağlarımız
  • Facebook
  • Twitter