Giriş yap все шаблоны для dle на сайте newtemplates.ru скачать
 
  • 00:28 – HOPA'DA FABRİKA KURULDU "halk üretiyor, halk işliyor, halk kazanıyor’." 
  • 17:07 – YÖREMİZE ÖZGÜ (Lazca) ARMUT FİDANI ÇEŞİTLERİ DİKİLDİ 
  • 19:23 – BATUM'DA POLİS İLE ÇATIŞTILAR 33 YARALI VAR 
  • 19:14 – 2017 AYDER FESTİVALİ NE ZAMAN YAPILACAK? İŞTE DETAYLAR 
  • 13:23 – LAZCA ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ 
  • koltuk yikama


LAZ KADINLARINA

LAZ KADINLARINA

Esra Çayırcı

 

Laz kadınları… Sırtlarında sepet, sepetin içinde bir bebek. Anneannemdi o bebek. Babaannemdi, büyük ninelerimdi bir zamanlar. Bizim ailenin son sepet bebeği annemdi ve anneannemdi sepeti sırtlanıp tarlaya çalışmaya giden kadın. Annem sepetten ineli 55 yıl oluyor. Bizse sepetli bebekliğe yetişemeyen yeni jenerasyonduk. Buralar ise devletin ve kalkınma politikalarının unuttuğu Doğu Karadeniz’in uzak Laz köyleriydi. En çok kadınların unutulduğu köyler. Buralarda, resmi kimliğe ancak evleneceği zaman sahip olan kadınlarda vardı. Evlenene kadar devlet kayıtlarında isimleri bulunmayan, varlıklarından kimsenin haberdar olmadığı kadınlar...

 

 Laz kadınları… Kıvrak zekaları, tükenmeyen sabırları, evin en erken uyananı ve en geç uyuyanı. Çalışan, üreten, her daim güçlü duran yürekli kadınlar. Kendilerini nasılda var ediyorlar. Kişiliklerini, kimliklerini kendileri yaratıyorlar. Zorlu tabiatın, zorlu yaşam şartlarının zaruri duruşunu nasılda güçlü yansıtıyorlar. İsyanlarını ise sessizce söyledikleri Laz türkülerinde yatıştırıyorlar. Güçlü oldukları kadar duygusal, bir başkasının acısını yüreklerinde hissedecek kadar bağlılar; komşularına, yakınlarına, kolektif acılarını paylaştıkları tüm insanlarına.

Ninelerimden dinlerdim çileli hayatlarını. Yoksulluğun, bildikleri tek dünya olduğunu ve mutluluğun bayramlarda yapılan helvalar kadar basit olduğunu. Bazen mutluluk, düğünlerde söyledikleri atma türkülerdi onlar için. Ve tabi ki Almanya’dan köylerine gelen ilk televizyon, devrimleriydi sevinçlerinin. Patlar korkusu ile bir saat izleyip heyecanla ertesi günü beklediklerini anlatırlardı.

 

 Laz kadınları… Bereketli elleriyle dokundukları toprakları canlandırır, sevgi ile ekinlerini büyütürlerdi. Kendileri toprak, en güzel sofraları emek kokardı buram buram. Yaşam mücadelelerine, yorgunluklarına rağmen öyle sevgi doluydu ki yürekleri. Yaylalarda ineklerini sevgiyle besler, üstlerine titrer, aralarında duygusal bağ kurarlardı. Bu yüzden miydi lezzetli sütleri içmemiz, en güzel peynirleri ninelerimizin ellerinden yememiz!

 

 Laz kadınları… Kaderlerini önce çileli hayatlarının, ardından babalarının tayin ettiği küçük kız çocukları oldular. Annemden bilirim okul hayatının dayımın doğumuyla bittiğini. Babasının ‘bu kadar okul yeter’ demesini. Kardeşine bakmalısın cümlesi ile başlayan kozmik kadersizliğini.

 

 Laz kadınları… Evlenme çağına geldiklerinde -o zamanlar bu çağ 15-18 yaş arası- kimilerinin düğün günü gördükleri eşleri vardı. Eskiden sorulmazdı çoğuna gönlünün istedikleri. Sevdalarını da içlerinde yaşayıp sessizce gömerlerdi. Yine annemden bilirim en yakın arkadaşının düğün günü evden kaçtığını ve gideceği en uzak yerin, avlunun ortasında ki ağaç olduğunu. Bir gece boyunca ağaçtan inmediğini bir yandan gülerek ama en çok hüzünle dinlemiştim. Bunlara rağmen evleri, onların cenneti oluyordu. Kaderlerini en güçlü şekilde yaşamak, yaptıkları en büyük fedakarlıktı.

Evlendikten hemen sonra eşlerinin gurbete gitmesiyle başlayan hasretleri, ilerde büyüttükleri çocuklarının hasretleri ile birleşip ölene kadar içlerinde kalırdı. Doyuramazdı insanları, yeşilin ve yağmurun memleketi, gurbet kaçınılmazdı bu yörede. Ve kadın anne olmanın yanında baba oluyordu bu süreç içinde. Bebeklerini gece gündüz gocunmadan çalışarak, sepetlerde taşıyarak tarlalarda büyüten yürekli anneler… İleride çocuklarını yoksulluğun oluşturduğu mecburiyetle gurbete yollayacaklarını bilir daha büyümeden en içten dualarını ederlerdi çocuklarına, bahtları güzel olsun diye. 

 

 Laz kadınları… Yaşlılıkları, ahşap evlerinin manzarayı en iyi gören penceresinde, dillerinde Laz türküleri ile geçerdi. Bedenleri ve ruhları yorgundu. Gözlerinde, geçen zorlu yaşamlarının bıraktığı hüzün vardı. Buralar ise devletin ve kalkınma politikalarının unuttuğu uzak Laz köyleriydi. En çok kadınların unutulduğu köyler. Anne olan, baba olan, işçi olan, emekçi olan , evlendiklerinde resmi kimliğe sahip olan, varlıklarından haberdar olunmayan Laz kadınlarının. Hepsini saygı ile anıyorum.

 

 

 

 

 

 




Yorum Yaz
Sosyal Ağlarımız
  • Facebook
  • Twitter