Giriş yap все шаблоны для dle на сайте newtemplates.ru скачать
 
  • 18:02 – Kur'an-i Kerim Lazca Açıklaması Haşr Suresi 22-24 Ayetler 
  • 20:44 – İŞTE DÜNYANIN EN TEHLİKELİ YOLU 
  • 00:28 – HOPA'DA FABRİKA KURULDU "halk üretiyor, halk işliyor, halk kazanıyor’." 
  • 17:07 – YÖREMİZE ÖZGÜ (Lazca) ARMUT FİDANI ÇEŞİTLERİ DİKİLDİ 
  • 19:23 – BATUM'DA POLİS İLE ÇATIŞTILAR 33 YARALI VAR 
  • koltuk yikama


DEKLARASYONDA BENİM DE İMZAM VAR

DEKLARASYONDA BENİM DE İMZAM VAR

Geçtiğimiz günlerde çeşitli web sitelerinde ve sosyal paylaşım sitelerinde "Lazlar dünyaya seslendi” başlığı altında bir deklarasyon yayınlandı. Yayınlanan deklarasyonun içeriği, Gürcistan resmi ideolojisinin bir ürünü olan "Lazlar Gürcü asıllı bir millettir, Lazca Gürcücenin diyalektidir” ifadesine açık-net, bilimsel ve biraz da ciddi manada tepkili bir cevaptı. <!-- more --> 2000 yılında yaptığım ufak çaplı bir soy kökeni araştırması ile Laz olduğumu öğrenmiş, o tarihten sonra Lazlarla ilgili çıkmış tüm kitapları kısa bir sürede okumuştum. Bir yandan da Lazca öğrenmeye başlamıştım. Süreç içerisinde Laz aydınlarının büyük bir çoğunluğu ile tanıştım ve şimdi de kendileri ile halen görüşmekteyim.   300-400 yıl sonra neden asli kökenime dönmüştüm, bunu bilemiyorum ama Laz olduğum için Lazca konuşmam – Lazca düşünmem – Lazca yazmam ve Lazların tarihini bilmem lazımdı. Herkes gibi "Laz” ifadesini Türkiye’de genel kabul görmüş anlamlar çerçevesinde biliyordum ama gerçek Laz denilen "Komohti Lazlar” ile tanıştıktan sonra işin iç yüzünü öğrenmeye başlamıştım.   Rize’nin Pazar kazasından, Giresun’un Çamoluk ilçesine 300-400 yıl önce göçle yerleşen Laz bir sülalenin tek ferdi olarak atalarımın ayak izlerine ulaştıktan sonra, bir dönem onların konuştuğuna inandığım dili konuşmak ve kendi halkımı öğrenip onların içine karışarak, asimile olmuş bir sülaleden yeniden filizlenmek istedim. Bu duygu ve düşüncelerle çıktığım yolculukta, bir çok kitap okudum. Kaldı ki, Türkiye’de Lazlar hakkında bir sürü dedikodu vardı. Lazlar’ın Rum-Ermeni hatta Lezgi Türk’ü olduğu söylenirdi. Muhammed Vanilişi-Ali Tandilava’nın yazdığı Lazların Tarihi isimli kitap elime geçti. Kitabın daha önsözünde Osmanlı’ya müthiş bir tepki vardı. Aslında bir şeyleri hissetmeye başlamıştım. Fakat kitabı okudukça biraz daha konuya vakıf oldum. Sonra Lazların aslında Gürcü kökenli bir millet olduğunu düşünmeye başladım. Şayet Lazlar Gürcü ise o zaman neden Laz’ım demek yerine Gürcü’yüm demiyorum, diye düşündüğümde olmadı değil. Ta ki, Türkiye’de basılan kitapları okuyana kadar bir müddet böyle düşündüm. O dönem Lazlarla ilgili kitaplara sadece Çiviyazıları kitap evinde bulabiliyordum. Kitapların yazarlarının çeşitli yazılarını-makalelerini okuyunca konuya biraz daha vakıf oldum.   O dönemlerde sıkça görüştüğüm Hopalı bir ağabey, konuya daha fazla vakıf olabilmem için bana "Çveneburi” isimli Gürcü dergisinin birkaç sayısını ardından da Abhazya ve Abhazlarla ilgili kitapları almıştı. Bütün bir okuma alanım bir anda değişmişti. Okudukça Lazların tarihine vakıf olmak bir yana Kartvelist ideolojinin Lazları ve Lazcayı kuşatma altına alma çabasını fark etmiştim. Pekala Kartvelistler haklı olamaz mıydı? Kartvelistler mi yalancıydı? Ya da Kartvelistler neden bizi kandırmaya çalışacaktı? Bunları da düşünmedim değil. Kendimce her iki tarafı da okuyacaktım ve kendi kendime kurduğum mahkemede vicdan muhasebesinde bir yargılama yapacaktım. Adil olmalıydım ve bunun için bir kez daha Lazların tarihi kitabını okudum. O sıralarda Gürcistan’da yayın yapan Kolkha radyo yöneticileri ile irtibat kurmuştum. Zira ben o sıralarda birkaç Laz-Lazca sitesi olan lazepe com sitesinin editörüydüm. Amatör bir site idi ama yinede bu alanda hizmet ediyor olması güzeldi. Bu sıralarda Kolkha radyonun bir yöneticisi bana bir word dosyası yollamıştı. PAVLE İNGOROKVA’nın LAZETİ-Ç’ANETİ TARİHİNE İLİŞKİN NOTLARI isimli bir çalışma idi. O dönemlerde görüştüğüm bir Laz aydını ile bunun üzerine konuşmuştuk. Hatta bir kopyasını da kendisine vermiştim. Bu çalışmayı okumakta acele etme demişti ama ben o gün o çalışmayı 1-2 saat içerisinde okumuştum. Artık Kartvelist ideolojinin niyetini anlamaya başlamıştım. Bu ideoloji benim için bir düşünce akımı gibi bir şeydi artık. Bu düşünce akımında olan insanların düşüncesine saygı gösterecek ve bu çerçevede onlarla görüşecektim. Hiçbir zaman bu konuda onlarla tartışmayacak ve tartışma zeminine dahi girmeyecektim. Çünkü benim derdim başkaydı. Benim derdim Lazca öğrenmekti, üzerimdeki ölü asimilasyon toprağını atabilmek ve öze dönebilmekti. Lazona’da doğup büyümesine rağmen Lazca konuşmayanlara inat Lazca konuşmak, Laz olmaktan utananlara inat Laz olmanın utanılacak bir şey olmadığını ortaya koymaktı benim derdim. Ama gördüm ki, bunun bir yolu da Kartvelist tezlerin karşısında durmaktan geçiyordu. Tek parti CHP yönetiminin, Kemalist ideolojinin, Türkiye’de Lazca’ya-Lazlara ve Lazca yer adlarına baskısına ve yaptıklarına karşı çıkmak, bunları eleştirmek şöyle dursun, şimdi bir de Kartvelist tezler karşısında durmamız gerekiyordu. Öyle ya, Gürcistan Devleti resmi ideolojisi Lazlar’ı bir çırpıda Gürcü, Lazca’yı da Gürcücenin diyalekti olarak benimsetmeye çalışıyordu. Efsane bir tarih ve devamında gelenler Lazlar’a yönelik dayatmalar karşısında sessiz kalmak ya da bunları yadsımamak, aslında tüm bunları kabullenmek olacaktı.   Türkiye’de bu konu üzerine sayfalarca yazı-makale hatta tarih kitapları yazan araştırmacılar konuya derinlemesine girmişlerdir. Onun için ben burada konuyu uzun uzadıya anlatmayacağım.   2013 Şubatında ilk kez Sarpi’ye yani Gürcistan’a geçtim. Burada Otari Bakradze’ye misafir oldum. Muhteşem bir misafirperverlik gösterdiler. Dini inancımdan kaynaklanan hassasiyetime ayrıca özen gösterdi. Gürcistan’da ki Lazlarla bu tanışma sırasında uzun yıllardır ismini duyduğum ama tanışamadığım Hasan Uzunhasanoğlu ile de Sarpi’de karşılaştım. Kendisi ile ilk kez karşılamıştım ve oracıkta ayak üstü tanıştık. Hasan abi, aynı gün Türkiye’ye geçmişti. Ben bir gece daha Sarpi’de kaldıktan sonra Türkiye’ye geçtim. İstanbul’a geldikten birkaç gün sonra Hasan Uzunhasanoğlu, beni aradı ve bana Deklarasyondan bahsetti, kendisine mail adresimi verdim ve ertesi gün kendisi de bana deklarasyonu yollamıştı.   Deklarasyonu kim yazmıştı? Kimlerin katkısı olmuştu bilemiyordum ama oldukça profesyonel bir çalışma idi. Deklarasyon, benim gibi konuya okuyarak kısmen öğrenenler için oldukça dolu gayet açık ve net bir dille kaleme alınmıştı. Açıkçası bir kusur bulamadım, kusur bulmam da söz konusu olamazdı. Konuya vakıftım ama kusur bulabilmem için konuda kısmen de olsa uzman olmam gerekirdi, diye düşünüyorum. Ne yalan söyleyeyim ilk etapta imzalamak istemedim. Çünkü Sarpi’de yaşayan Lazlarla aramızın açılacağından endişe ettim. Yıllar sonra özüme döndüğüm halkımın içerisinden birisini kırmak-üzmek ve onunla arama köprüler atmak doğrusu beni çok üzerdi. Fakat burada da büyük bir gerçek vardı. Gürcistan’da ki devlet resmi ideolojisi ve Tiflis merkezli bu çalışmalara birisinin dur demesi ya da en azından tepki göstermesi gerekirdi. Deklarasyona Türkiye’de bu işe yıllarını vermiş bir çok Laz aydınının imza attığını hatta katkı sunduklarını gördüm. İsim zikretmeyeceğim ama bu alanda ciddi çalışmalar yapmış, yazılar yazmış ve bu işi sürekli gündemde tutan kişilerin dahi imzası olmamasına rağmen deklarasyona katkı sağladığını görmek beni hem mutlu etmişti, hem de cesaretlendirmişti. Türkiyeli Lazların ciddi bir kısmı ilk defa bir konuda ortak hareket ediyordu. Senelerce bu birlik ve beraberliğin sağlanması için duacı olmuştum, öyleyse kısa sürecek dahi de olsa bu birlik beraberlik içerisinde bende olmalıydım. Hem de deklarasyon tepki için gayet yeterli idi. Gürcistan’da yaşayan Lazlar’ın verebileceği muhtemel tepkiyi de göze alarak deklarasyonu imzalamaya karar verdim.   Türkiye’de bu işe yıllarını vermiş insanların birlikteliği bir yana, her kesimden insanın ya da Laz’ın birlikte tepki koyduğu bir dayatmaya ben kayıtsız kalamazdım, kalmamalıydım. Nitekim öylede yaptım ve deklarasyonu imzaladım. Deklarasyonda yazanların hepsi gerçekti ve ben bu gerçekleri yıllar önce okumuştum ve duymuştum.   Deklarasyon sonrasında Gürcistan’da yaşayan Kartvelist ideolojiyi savunan hiçbir Laz ya da Megrel’e tavır almam söz konusu değildir. Zira ben biraz duygusalımdır ve aynı duygusallıkla onları her şeye rağmen seveceğim ve her şeye rağmen onları canımızdan bir parça gibi göreceğim. Gürcistan’da yaşayan Lazların ve Megrellerin de bu deklarasyonu iyi okuyup anlaması gerektiği kanaatindeyim.   Dün Lazca konuşanlarla mücadele kolu kurulan, Lazca konuşmayı ayıp saydıran, Lazca konuşmayı cahillik saydıran, Laz olmayı Kaz olmakla eş değer tutturan bir devlet anlayışına sahip olan Türkiye, bugün nasıl bir noktaya gelmiş ve idaresi altında ki etniklere bir takım serbestiler verdiyse, Gürcistan’da ki Lazlar ve Megrellerde huzuru bozmamak şartı ile bu haklarını devletlerinden talep etmelidirler.   Deklarasyonun gerçek muhatapları ise oynadıkları oyundan, efsane tarih üretmekten, Lazların arasını açacak her türlü çalışmadan uzak durmalıdırlar. Müslüman Lazların dini inançlarına yön vermek adına çalışmalar yapmaktan vazgeçmeli ve dünya çapında idaresinde yaşayan Lazları, tüm dünyaya bir Gürcü boyu ve Lazca’yı da Gürcüce’nin bir diyalekti gibi göstermekten vazgeçmelidirler. Aksi takdirde şuan pasaportsuz geçişin yapıldığı iki ülkenin diplomatik sorunlar yaşaması dahi kaçınılmaz olabilir.   Ben öz benliğine uzun yıllar sonra kavuşan bir Laz olarak, gerek Türkiye halkları gerekse Gürcistan halkları ile her zaman dostça yaşamak taraftarıyım. Gürcistan’da ki gerek Gürcü dostlarımızla, gerek Laz ve Megrel kardeşlerimizle bir dayatma olmadan, önyargısız ve ideolojik görüşlere-dini inançlara saygı duyarak onlarla ilişkilerimi sonsuza dek sürdürmek istiyorum. Her iki tarafında buna ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Deklarasyonda da denildiği gibi Lazlar Gürcü değildir, Laz’dır ve Laz olarak kalmaya azimlidir. Bu azmi ölünceye dek sürdürebilmek her Laz için asli bir görevdir…..   Esen kalınız……. Mustafa BAYINDIR www.lazca.org




Yorum Yaz
Sosyal Ağlarımız
  • Facebook
  • Twitter