Giriş yap все шаблоны для dle на сайте newtemplates.ru скачать
 
  • 00:28 – HOPA'DA FABRİKA KURULDU "halk üretiyor, halk işliyor, halk kazanıyor’." 
  • 17:07 – YÖREMİZE ÖZGÜ (Lazca) ARMUT FİDANI ÇEŞİTLERİ DİKİLDİ 
  • 19:23 – BATUM'DA POLİS İLE ÇATIŞTILAR 33 YARALI VAR 
  • 19:14 – 2017 AYDER FESTİVALİ NE ZAMAN YAPILACAK? İŞTE DETAYLAR 
  • 13:23 – LAZCA ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ 
  • koltuk yikama


DİL ÖLÜRSE İNSANLIK ÖLÜR

DİL ÖLÜRSE İNSANLIK ÖLÜR
Bir dilin varlığı/yokluğu iç ve dış etmenler ve iradî müdahele olmak üzere üç temel etmene bağlıdır. Dış etmenler açısından : Asimilasyon araçlarının devasa boyutlarda geliştiği çağımız koşullarında, eğitim, bilim ve en geniş anlamda iletişim aracı olarak kullanıl(a)mayan bir dilin çağı yakalama, uzun vadede yaşama şansı yok gibidir.

DİL ÖLÜRSE İNSANLIK ÖLÜR
İç etmenler bakımından : Bu bahiste iç etmenleri, güçlü dış dinamikler tarafından zayıflatılan iç etmenler olarak tanımlamak yerinde olacaktır. Egemenlerin, ülke içindeki farklı kültür ve dilleri yok etmek üzere, ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, dil alanlarında (bilinçli) politikalar hayata geçirmek üzere, özellikle Fransız ulusalcılarından dersler çıkardıkları, bu derslerden yola çıkarak toplum mühendisliği derecesinde uygulamalar yaptıkları unutulmamalıdır. Bir dilin yok edilmesi için, öncelikle o dilin günlük hayata cevap olamayacak bir konuma getirilmesi gerekmektedir. O halde yapılacak ilk iş toplumun can damarı demek olan ekonomisini kuşatmaktır. Lazca'yı şekillendiren dinamiklerin başında, kapalı ekonomi (tarım, hayvancılık, arıcılık, el zanaatları vb.) diye tabir edilen çok yönlü tarımsal üretim geliyordu. Lazlar, binlerce yıldır, bu üretim biçimi sayesinde dışa bağımlı olmaksızın (kendi yağıyla kavrulmak diyelim buna) varlııklarını sürdürmeyi başardılar. Yukarıda sözü edilen politikalar sonucu, geleneksel üretim, 1950'lerden beri devlet eliyle tassfiye edilmeye başlandı. Maddi destek ve teşviklerle cazip hale getirilen çay ekimi/üretimi (sanayii için üretim) kısa sürede yaygınlaştı ve geleneksel üretim biçimi ile yer değiştirdi. Lazlar için sürece yayılan bir kültürel çözülme süreci bu tarihlerden sonra başladı diyebiliriz. 50-60 yıldır yaşanan bu sürec, Lazcanın, Laz kültürünün, merkezî Ankara yönetiminin şekillendirdiği kültür dairesine açılması için düşünülmüş bilinçli bir entegre siyasitinin ürünüdür. Laz kültürü kendi dinamiklerini yitirmiş oldu... Lazca günlük yaşamda, büyük oranda ihtiyaç olmaktan çıkarıldı. Okullarda Laz çocukları arasında lazca konuşmak yasaklandı. Dil/kültür bilinci olmayan okumuş/okumamış ana babalar da çocuklarının istikbali (!) bahane edilerek bu sinsi politikaya alet edildi. Okullar, özellikle yatılı bölge okulları, genç zihnlere, kendi kültürlerini unutturma pahasına, egemen kültürü enjekte eden kurumlar olarak, beyin yıkama ve asimilasyon uygulamalarının merkezi durumundadır. TV, basın yayın vb. yoluyla 24 saat süren asimilasyon da buna eklenince işin vehameti daha iyi anlaşılır.
Peki, yukarıda özetle anlattığımız bu olumsuz talodan bir dil/lazca nasıl selamete çıkabilir ? Öncelikle bir dilin yaşamasının konuşma ile mümkün olduğunun bilinmesinde yarar var. Yazılı bir edebiyatı da olsa, bir dil günlük yaşamın idamesinde bir iletişim aracı olarak yer almıyorsa, yani konuşulmuyorsa, o dil ölmüştür. Mesela Latince, geçmişte Avrupa sathında yüzlerce yıllık dil/kültür/din dili olmasına, kütüphaneler dolusu yazılı esere, günümüzde bütün Avrupaî dillerde vücut bulacak kadar onların içinde varlığını sürdürmesine rağmen ölü bir dildir. Konuşmadan kasıt, (sadece) aile ve yakın çevre içindeki iletişim değildir, hayatın bütün alanlarında (TV, radyo, kültür sanat, ticaret vb.) dile alan açılmadan bir dilin çağımız koşullarında varlığını sürdürmesi imkânsızdır.
Bir dilin yaşaması için ikincil görev, o dilde yazmaktır. Yazmak kelimesi, pazardan alınacakların listesinden tutalım romana, destana kadar bütün türlerde yazmayı içerir...
İradî müdahele: Anadili öğretimi anadilde eğitimin olmazsa olmaz unsurudur. Bir dilin öğretimi, aile içinde başlar ve ilk öğretmenimiz anamız babamız, büyüklerimizdir. Duyduğumuz ilk sesler, ilk kelimeler bize en yakın insan olan anaya ait olduğu için bu dile anadili denmiştir. Anadili dışında birçok dilmiz olabilir. Bu diller tercihen kullandığımız mevsimlik giysiler gibidir. Ama anadilimiz DERİMİZdir bizim. Ailede kendiliğinden başlayan dil öğrenimi, eğitim kurumlarında dünyayı anlama, algılama yönünde bilinçli bir faaliyete dönüşmelidir. Aksi takdirde, günlük hayatın basit idamesinde anadilini kullanan ancak entellektüel faaliyetlerini başka dil(ler)in yardımı ile yürüten melez birereyler durumuna düşülür.
Anadilde eğitimin önemi : Anadilinde eğitim, yazı ve konuşma dilinin beyin faaliyetlerinde kullanılması açısından çok önemli bir iradî müdaheleyi işaret eder. Ana dilinde eğitim sayesinde bir dilin bilinçsiz konuşucuları, çeşitli disiplinlerde (bilimsel, sosyal, sanatsal, politik vb. ) entellektüel faaliyetler sonucu dil/kültür bilinci edinirler. Böyle bireyle içinde bulundukları çağın anadilinde düşünüşü ve duyuşu ile yaşarlar. Ana dili, eğitim dili olmayan kuşaklar ise, zamana yayılmış bir kültürel jenosidin kurbandırlar. Konuşucularının farkında olmadan, kendi dillerindeki kelimeleri kullanmaktan vaz geçmesi, başka dilde düşünmeye başlaması demektir. Bu, yitirilen, yaralanan anadilinin şahsında knedini kaybetmedir. Yabancı unsurlar, bir dile başlangıçta düşünce kalıpları, deyimler, ata sözleri, çekimli filler vb. biçiminde karşımıza çıkar. Dil bilinci olmayan konuşucular bu unsurların farkında bile değildirler. Bu öylesine trajik komik bir durumdur ki... Bu durum guguk kuşunun yumurtalarını başka kuşların yuvasına bırakmasına benzetilebilir. (Bilindiği gibi gukuk kuşu ymurtasını saksağanın yuvasına bırakır. Guguk kuşu yavruları yumurtadan saksağan yavrularından önce çıkar ve saksağan kendi yavruları sanarak bunları besler.) Bir dilin içinde farkında olunmayan yabancı unsurlar, konuşucular için guguk kuşu yavruları gibidir. Bilinçsiz her konuşucu biraz da saksağanın içine düştüğü durumu yaşamaktadır.
Toprağa gömdüğümüz her yaşlı insanla birlikte bir kütüphane de gömülmektedir. Geçmişten gelen kültürel değerler nesilden nesile ancak dil yoluyla aktarılabilir. Bu yönüyle dil, geçmişten geleceğe atılmış bir köprüdür. Bu köprü yıkıldığında ne geçmiş kalır ne de gelecek. Geçmişi elinde alınanın geleceği elinde alınmış olur. Bu yüzdendir ki bizi bitirmek isteyenler önce can damarımız olan dilimizi bitirmeye çalışıyorlar. Dil bitirmeye çalışanların esas amaçları bizi bitirmek, varlığımıza son vermektir. Dil biterse, binlerce yıllık tarihi süreçte, milyonlarca kişinin arı misali ördüğü kültür de biter. Diller ölmesin, dil ölürse insanlık ölür.
Osman Kuyumcu Pizma

www.lazca.org




Yorum Yaz
Sosyal Ağlarımız
  • Facebook
  • Twitter